programlar

Pazar 20:00

Bir televizyon dizi projesi olarak “ELİMİ BIRAKMA” ailesini bir arada tutup, paranın bağlayıcı bir unsur olmadığını göstermek için kolları sıvayan Feride Hanım’ın verdiği hayat dersleriyle harmanlanmış bir aile dizisidir.
 
Feride Hanım, Türkiye’nin saygın yemek şirketlerinden olan PiştimCatring Şirketler Grubu’nun sahibidir. Azı da çoğu da görmüş olduğundan açın da tokun da halinden anlayan bir kadındır. Kocasını genç yaşında kaybettikten sonra çaresiz ve parasız kalan Feride Hanım, sırtına 2 yaşındaki oğlunu alıp yaptığı “beyran” çorbasını satarak evine ekmeğini götürmüştür. Zorlu geçen yıllarla birlikte bir kadının hayatına değmesi adeta sihirli değnek etkisi yaratmıştır Feride Hanım’ın hayatında. Feride Hanım’ın yemeklerini yiyen ve müdavimi olan bir girişimci kadın, Feride Hanım’a kendi işini kurması için aracı olur. Artık her zamankinden daha fazla çalışması gerektiğini bilen Feride Hanım aldığı desteğin hakkını vermek adına çalışmış, sonunda da küçük bir dükkandan zincirler haline gelen esnaf lokantaları olan bir şirket sahibi olmuştur. Hayatına sihirli bir değnek gibi değen girişimci kadının yardımlarını unutmamıştır hiçbir zaman ve bu sebepledir ki o da her daim başka insanların sihirli değneği olmak üzere adımlar atar.
 
Kendi aldığı terbiye ve aile bilinciyle büyütmüştür oğlunu. Kendi gibi çalışkan, zeki bir adam olur oğlu Arif. İşleri her daim daha ileriye götürür. İşler ilerlerken de ailesini kurar. Feride Hanım’ın onayı olmasa da kalbine saplanan okla Serap’la evlenir Arif. Başta tavırlı olsa da Feride Hanım ilk torununu kucağına alınca erir bütün buzlar. Ardından ikinci, üçüncü torun...
 
Feride Hanım’ın ailesi büyürken aileyi sarsan bir kaza her şeyi alt üst eder. Arif’in geçirdiği trafik kazası ölümle sonuçlanır. Canından can gider herkesin. Herkes için zor zamanlar, sancılı dönemler olur bu süreç. Kolay mı bir insanın evladını kaybetmesi? Kolay mı bir insanın babasını kaybetmesi?
 
Arif’in ölümüyle aile çil yavrusu gibi dağılır. Feride Hanım evlat acısını yaşarken, Serap kocasını kaybedince depresyona girer. O zamanlar daha yeni doğmuş olan Arda’nın bakımıyla bakıcılar ilgilenirken, Arif’in öldüğü kazada arabada yanında olan Cenk ise susar. Uzunca bir süre kimse konuşturamaz Cenk’i. Aldığı terapilerle açılır Cenk. Sallantılı geçen sürecin ardına ilk toparlanan yine Feride Hanım olur. Bunu ailesi için yapmak zorunda hisseder kendini. Oğlundan ona emanet üç torun bir de gelin kalmıştır. Onları sarıp sarmalamak, iyi birer insan olarak yetiştirmek için ömrünü adamaya karar verir. Aile demenin emek demek olduğunu bilenlerdendir Feride Hanım.
 
Cenk, Feride Hanım’ın büyük torunu, ilk göz ağrısıdır. Bir dediği iki olmayan, istediğini her daim elde etmiş olan Cenk uzun süredir Amerika’da eğitim almıştır. Feride Hanım, Cenk okulu bitirip geri döndüğünde şirketi ona devredip emekli hayatına çekilmeyi planlar. Ancak Cenk, Feride Hanım’ın ilk başlarda Amerika’ya gönderdiği çocuk değildir artık!
 
Cenk ülkeye geri döndüğünde yemek işinden çekilip tüm parayla başka yatırımlar yapmayı düşünmektedir. Aile şirketinin bir parçası olmayı istemediği gibi ailenin değerlerine karşı bir yaşam sürdürmektedir.
 
Kendi evine çıkıp, sorumluluk almadan anı yaşayan bir genç olmuştur Cenk. Yakındaki arkadaşları da onun zengin olmasından faydalanmakta, Cenk’i her geçen gün daha çok karanlığa çekmektedir. Oysa Cenk’in görünen yüzüdür bu! İçinde filiz vermeyi bekleyen bir aydınlık olan gençtir Cenk. Sert, katı, inatçı, ukala duran Cenk’in arka planında kanayan bir yarası vardır.
 
Arda’nın doğmasına bir kaç gün kala annesi Serap doğum için hastaneye yatmıştır. Hastanede annesinin yanında olmak isteyen Cenk bir süre sonra sıkılır hastanede. Oyuncağını almamıştır yanına. Feride Hanım, Arif’e Cenk’e istediği oyuncağı almasını söyler. Baba oğul tetris almak üzere çıkarlar hastaneden. Cenk istediği oyuncağa kavuşunca dünyalar onun olur. Arif ise pür dikkat doğacak bebeği için hastaneye doğru geri sürer.Bu sırada Cenk elinden oyuncağı düşer. Babasının ayağının dibindedir oyuncak. Cenk ısrarla oyuncağını almak için çabalar. Alamaz. Arif ise dikkatini bozmadan eğilip oyuncağı almak için hareketlenirken direksiyon hakimiyetini kaybedip kaza yapar ve hayatını kaybeder. Cenk ise tek bir sıyrık almadan kurtulmuştur bu kazadan!
 
Cenk babasının ölümünden kendini mesul tutarak büyümüştür. Yaptıkları kazada kendini suçlamış, içselliğinden uzaklaşmıştır. Amerika’da okumak istemesi, vatanına döndüğünde ailesinin yanında kalmak istememesinin temelinde ailesiyle yüzleşmek, geçmişini söküp atamamak vardır. Bu sebepledir ki aile şirketini satıp başka bir işe yönelmek istemesi; bu sebepledir ki babaannesiyle geçinememesi ve bu sebepledir ki kazadan sonra çocuksu yanını kaybetmesi.
 
Cenk kendini ailesinden soyutlayarak büyümüştür. Bu da onun yalnız ve bencil olmasına neden olmuştur. Oysa babaannesi Feride de Arif’in ölümünden kendisini mesul tutup, aynı acıda kavrulmaktadır! Arif’e git diyen kendisidir!
 
Melis ailenin ikinci torunu olmuştur. “Prenses” olarak sevilen ve öyle tanılan Melis, Cenk’ten bir yaş küçüktür. Özel bir üniversitedeişletme okumaktadır.  Feride Hanım, Melis’i okulu bitirince şirketinde önemli bir görevde çalıştırmayı düşünür; ancak Melis okulunu bir türlü bitirememektedir. Şirket işlerinden hiç anlamadığı gibi zeki bir kız da değildir Melis. Sosyal medya fenomeni olmayı amaçlayan, güne her kalktığında vereceği pozu ve takipçilerini düşünen, instagram ve snapchat’i  hayatının merkezi haline getirmiş biridir. Paylaştığı lüks hayatıyla kısa sürede tanınırlığını arttırmıştır. Kendisini diğer internet fenomenleriyle kıyaslar ve onlar gibi olabilmek için güne başlar.
 
Şıpsevdi olan Melis en son kalbini Efkan’a kaptırır. Görgülü, saygılı, tam bir beyefendi izlenimi veren Efkan, kızla evlenip hayatını garanti altına almak istemektedir. Feride Hanım bu ilişkiyi öğrendiğinde Efkan’ı araştırtır ve çocuğun servet avcısı olduğunu anlar. Evliliğe karşıdır.
 
Feride Hanım onlarca kişinin çalıştığı insana sözünü geçirirken Melis’e laf dinletememenin acısını yaşar. Oğlunun hatırası, oğlunun bir parçasıdır Melis. Onun göz göre göre ateşlere yürümesini istemez. Yavrusunu koruyan dişi bir aslan edasıyla dikilir Melis’in karşısına. Ancak onca kişiye söz geçiren Feride Hanım bir torununa söz geçiremez. Canını yakar bu. Büyüğe, ataya böyle davranmayı mı öğretmiştir bunca sene? Feride Hanım, torununa söz geçiremezken Melis üstelik Efkan’la evlenip konağa gelir!
 
Her şerde bir hayır aramak gereklidir derler. Öyle de olur. Bütün aile Melis’in yaptığı çılgınlığın şokunu üzerinden atmamışken Cenk duruma el koyar. Efkan’ın daha önce başka zengin bir ailenin kızıyla nişanlanıp aileyi dolandırdığını öğrenir. Kardeşinin bu konuda üzülmemesi için Efkan’a baskı kurarak evlilik sözleşmesi imzalatır. Cenk’in ailesini korumak adına attığı bu adım hiç şüphesiz Feride Hanım’ın hoşuna gider.
 
Ailenin küçüğü ve son torunu Arda’dır. Lise son öğrencisi olan Arda okulun adeta asi çocuğudur. Her kavgada önde olan, okulun belalısıdır. Sevdiği kız için okul içinde çete kurmuş bir çocuktur. Kız ise Arda’yı uyuşturucuya alıştıran ve Arda’nın geleceğini karartan bir kızdır. Ancak kızında Arda’ya aşık olup, düştükleri durumdan kurtulmak için çırpınmaya başlamalarıyla efsanevi bir aşkın doğuşu gerçekleşecektir. Hatta kız arkadaşı Ceyda, Arda’yı kendisinden uzak tutup, temiz kalmasını sağlamak için polise gidip teslim olmayı bile göze alır!
 
Feride Hanım’ın “kıymetlim” dediği torunudur Arda. Henüz küçük bir bebekken babasız kalıp, babasını hiç hatırlamadığı için ayrı bir sever Arda’yı Feride hanım. Saçından öper “Arif kokuyor” diye teselli eder kendini. Feride Hanım’ın aşırı sevgisi ilk defa kör eder gözlerini. Arda’nın nasıl bir uçuruma yuvarlandığını fark etmez. Ama Cenk öyle değildir. İlk defa Feride hanım elini taşın altına koymadan ailesi için bir şeyler yapar. Arda’nın davranışlarından şüphelenir ve kardeşinin içine düştüğü pislikten korunması için çabalar. Feride Hanım, zaman içindeki Cenk’teki değişimi gördükçe vakti geldiğinde ailesini emanet edebileceği birinin verdiği huzuru yaşamaya başlar.
 
Feride Hanım’ın gelini Serap ise eşi Arif öldükten sonra içe kapanmış ve bir daha toparlayamamıştır. İntihara meyilli, depresif bir kadın olmuştur. Feride Hanım Serap’ın toparlaması için en iyi doktorlardan randevular almış, kadınla adeta kendi öz kızı gibi ilgilenmiştir. Oysa Serap’ın atlatamadığı durum kocasının ölümünden Feride Hanım’ı mesul tutmasıdır. Arif’e hastanedeyken git diyen Feride Hanım’dır. Eğer Arif gitmeseydi yaşayacaktı diye düşünür. Bu durum Feride Hanım’ı vicdanen zorlarken Serap’ın da kanayan yaraya tuz basması ikili arasındaki ilişkiyi gün be gün zora sokmaktadır.
 
Feride Hanım canlarım dediği ailesinin gerçekte kim olduğundan habersiz bir şekilde onlarla ilgilenirken gerçeklerin gün yüzüne birer birer çıkması Feride Hanım’ı “ben nerede yanlış yaptım” demesine neden olur. Ailesini gelecek nesillere bırakacağı bir miras olarak gören Feride Hanım ailesini aslında hiç tanımadığını fark eder. Üstelik aile üyelerinin şirketi satıp gelecek parayla başka işler yapma hevesinde olduğunu öğrenince yıkılır!
 
Feride Hanım ne zaman çaresizliğe düşse, ne zaman sıkıntıya düşse eski günlere gitmeyi seçer. Ne olduğunu, kim olduğunu hep hatırlamak ister. Ailesinin gerçek yüzüyle yüzleştikten sonra ne yapacağı konusunda çaresiz kalır. Nereden geldiğini unutmaması gerektiğine inanır. Eğer unutursa asıl o zaman yok olup gidecektir! Feride Hanım eski günlerdeki gibi sokakta satıcılık yapar.
 
Varlık içinde yok olan bir aile mi, yokluk içinde var olan bir aile mi?
 
Yirmili yaşların başında, son derece güzel, zeki, saygılı ve önemli bir tekstilcinin kızıdır Azra. Amerika da aşçılık eğitimi almaktadır. Babasının onu çağırmasıyla yurda döner. Üvey annesi Sumru, üvey kardeşi Cansu, müzik dehası olan otizmli kardeşi Mert ve babası ile birlikte yaşarlar. Ancak her şey tek bir gecede yerle bir olur. Eve gelen bir haber her şeyi yerle bir eder.Azra’nın babası bir yangında ölmüştür!
 
Azra babasını kaybettiği sırada iflas ettiklerini öğrenir. Üvey annesi Sumru ise hayat sigortasından kalan parayı Azra ve Mert’ten gizleyerek kendisine yeni bir hayat kurar.
 
Azra, otizmli kardeşi Mert ile birlikte hayata tutunma çabasına girer. Ancak bu yolda zorluklarla karşılaşır. Ne yapacağını şaşıran Azra kardeşiyle birlikte ölmeyi bile düşünür ama yapamaz. Ne olursa olsun yaşamalı, hayata tutunmalıdır! Kardeşinin eğitimine devam edebilmesi için kolları sıvar. Çalışması gereklidir ve aldığı eğitim dahilinde iş arar. İstanbul’daki restoranlarda kendisine fırsat kollar. En son gidip görüştüğü yerde Feride Hanım’ın catring şirketine bağlı olan Piştim Restorant’dır. Oradaki müdür Azra’nın Türk mutfağına hakim olmamasından ötürü kızı geri çevirir. Azra üzgün oradan giderken bir umut telefon numarasını bırakır.
 
Azra bütün İstanbul’da çalınmadık kapı bırakmaz. En sonunda arkadaşı neden kendi işini yapmıyorsun diyerek fikir atar ve halk pazarının olduğu yerlerde yiyecek satabileceğini söyler. Azra heyecanlanır bu fikre. Amerika da öğrendiği “cinnamonroll” yapar. Amerika da çok tüketilen bu tarçınlı çöreğin insanlara farklı geleceğini düşünüp hazırlanır ama umduğu gibi olmaz. Hiç bir tane satamaz. En sonunda karşı tezgâhında nohut pilav satışı yapan adam “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak seninkisi” der Azra’ya. Azra hak verir. Bu başarısız girişiminden sonra annesinin tarif defterini çıkartır ve “anne poğaçası” adını verdiği poğaçaları hazırlar ve Pazar yerinde satmaya koyulur. Ancak hesaba katmadığı Mert’in o evde yokken arkadaşının evinden çıkıp kaybolacağıdır! Onu bulmak için her yolu dener Azra ve tek dediği “ne olursa olsun yaşa, ben seni bulucam” olur. Çaresizlik ve parasızlık içinde sokaklarda kardeşini bulma umuduyla satış yapmaya devam eder. Adeta sokak sokak geziyordur!
 
Feride Hanım dağılmış ailesini nasıl bir arada tutup, hizaya getireceğini düşünmek için eski günlere dönüp, iş hayatına başladığı ilk güne döner. O da Azra gibi satış yapar. Bu sırada oğlunun hayalini görür Feride Hanım ve bir hayalin peşine giderken yuvarlanır merdivenlerden ve Azra’nın onu bulmasıyla hayatları kesişir.
 
Kısa süreli hafızasını kaybeden Feride Hanım’a kucak açan, sahiplenen, bir dediğini iki etmeyen Azra olur. Feride Hanım’ın kim olduğunu bilmeden, samimiyetle ilgilenir kadınla. Elinde olan son parasıyla kadının hastane masraflarını beklentisiz bir şekilde karşılar. Kadının toparlayıp, sıhhatine kavuşması için ilaçlarını alır. Tek göz tutup başını soktuğu eve düşen tanrı misafirine elinden geldiğince iyi bakar. Feride Hanım’ın iyileşip kuvvetine kavuşması için kadının sevdiği yiyeceklerden alır. Olmayan parasını kadına harcar. Severek, içtenlikle yapar bunu. Bir yandan da eğitimini aldığı aşçılık üzerine iş arar. Feride Hanım’ın şirketiyle görüşecektir ancak görüşmeye Feride Hanım yüzünden gidemez. Feride Hanım kısa süre içinde sağlığına kavuşur ama bunu Azra’ya belli etmez. Aklına bir fikir gelir ve bu fikri hayata geçirebilmek için Azra’nın doğru insan olup olmadığını ölçüp tartmaya başlamaya karar verir.
 
Başlarda tatlı, sevimli bir ihtiyarken çekilmez, huysuz bir kadına dönüşür Feride Hanım. Amacı Azra’nın sabrını zorlamak, baskı altında nasıl bir insan olduğunu gözlemleyebilmektir. Azra’nın iş görüşmesine gitmesini engeller, kızın elindeki son parasına kadar harcatır, kıza ters davranır ama asla Azra’dan ters bir hareket görmez. Kızın hiç tanımadığı birine olan bu davranışı  etkiler Feride Hanım’ı. Kendi ailesi, canı, kanı kadına etmediğini bırakmamışken hiç tanımadığı bir kızın ona yaptıklarına şaşırır. Hoşuna da gider. En sonunda ailesine ders verme yolundaki amacında Azra’nın doğru insan olduğuna inanır!
 
Ailesini nasıl hizaya getireceğini düşünen Feride Hanım bunun yolunun mirasıyla olacağıyla inanır. Akıllı, dürüst, zeki ve iyi bir insan olan Azra’ya tüm mirasını bırakmaya karar verir!
 
Azra, Feride Hanım’ın zengin bir kadın olduğunu öğrenince şok olur. Üstelik Feride Hanım, Azra’nın artık kendisiyle birlikte konakta yaşamasını ister. Neye uğradığını şaşıran Azra bu teklifi kabul etmez. Ancak Feride Hanım Azra’nın hayatına sihirli bir değnek gibi değmeye kararlıdır. Azra onunla birlikte konakta yaşarsa eğer kardeşi Mert’i bulma sözü verir! Gerekirse taş taş üstünde bırakmayacaktır! Azra, Mert’e kavuşma ümidiyle Feride Hanım’ın bu teklifini kabul eder.
 
Feride Hanım’ın tek planı Azra’yı konağa almak değildir. Ailesine bir ders vermek adına bütün mirasını bu kıza bırakmaktır.  Ancak bu durum kan bağı dahi olmayan birine mirasını bırakarak Azra’yı tüm ailenin hedefi haline getirmiştir!
 
Dünya küçük... tesadüfler büyük...
 
Azra, Amerika’dan dönerken uçakta el bagajını adının sonradan Cenk olduğunu öğrendiği biriyle karıştırmıştır. Bir kaç başarısız buluşma talebi ardına bir türlü çantaları değiştirememişlerdir. Bu durum ikili arasında gerilime sebep olur. Azra ve Cenk birbirine bu denli zıt bir noktadayken Feride Hanım’ın Azra’yı eve almasıyla ikili karşı karşıya gelir. İtiş kakışla başlayan bu ilişki zaman içinde Azra’nın insanlığı ve iyiliğiyle büyük bir aşka dönüşecek olsa da bu aşk çeşitli sınavlardan geçecektir.
 
İki arkadaş...
 
Azra, Amerika’dan döndükten Cenk ile karışan bavulunu değiştirmek için Cenk’in arkadaşı Tarık’ın restoranına gider. Bavulunu değiştiremese de hayatına Tarık’ı katar. Zaman içinde Azra için son derece güvenilir, içten, samimi bir dost olacaktır Tarık.
 
Tarık, Feride Hanım’ın şirketinde Ceo’luk yapan Azmi Bey’in oğludur. Feride hanım işleri büyüttükten sonra oğlu Arif ve Azmi ile şirketi bugünlere getirmiştir. Geleneksel yapıda kalan şirket büyürken Azmi şirketi daha da büyütmek ister. Ancak bu Feride Hanım’ın dünyasında olan bir yapı değildir. Karşı çıkar. Azmi bey de kendisine söyleneni yapar. Ancak günün birinde büyük emekler verdiği bu şirketi hayalini kurduğu şekilde yönetmek ve hatta şirketin sahibi olabilmek için planlar yapar.
 
 
Cenk’e değen sihirli değnek!
 
Amerika’dan döndükten sonra hiç bir sorumluk almayan, aile şirketini satıp kendine yol çizmek isteyen Cenk’in hayatı Azra ile birlikte değişmeye başlar. Azra’nın kardeşi için verdiği mücadele ile Cenk’in kardeşlerine olan hassasiyeti artar. Kardeşlerinin hayatına müdahalesi Azra ile başlar.
 
Azra bir sihirli değnek gibi Cenk’in hayatına değse de Feride Hanım’ın Azra’yı koruyup kollaması, Azra’yı eve alması ve mirasını ona bırakacağını söylemesi Cenk ve Azra’nın didişmesine, birbirlerinden hoşlanmalarına rağmen bunu dile getirememesine sebep olur.
 
İkilinin birbirine olan kırılmaları ortak bir acıda birleşmesiyle olur. İkisi de babasını kaybetmiştir. Cenk ilk defa birine babasından ve onun ölümünden dolayı kendisini suçladığını itiraf eder. Bu itiraf Cenk’in dönüşümünün de başlangıcı olacak ilk adımdır.
 
 
Her şey bir oyun!
 
Şirketin Ceo’su Azmi bey şirketi ele geçirmeyi arzulamaktadır. Bunun içinde sinsi bir planı devreye sokmuştur. Cenk’in Amerika’da okumasını, Melis’in Efkan ile tanışmasını ve Arda’nın uyuşturucuya başlamasına vesile olur. Böylelikle ailede şirketle ilgilenecek kimse kalmayacak, söz sahibi olabilecektir.
 
Ancak Azmi Bey’in bu planı Cenk’in değişimiyle son bulacaktır. Başta kardeşlerinin hayatına el koyan Cenk bir süre sonra da Feride Hanım’ın arzuladığı gibi şirket işleriyle yakından ilgilenecek ve ilerinde yaşayan düşmanla büyük bir mücadeleye girecektir.
 
ELİMİ BIRAKMA…
 
Elimi Bırakma ; toplumun temel yapı taşı olan ailenin önemini vurgularken, bir arada olabilmenin emek gerektirdiğini, ailenin verilen emekler sonucu bir arada kök salacağını gösteren bir aile dramasıdır

Pazar 20:00

Bir televizyon dizi projesi olarak “ELİMİ BIRAKMA” ailesini bir arada tutup, paranın bağlayıcı bir unsur olmadığını göstermek için kolları sıvayan Feride Hanım’ın verdiği hayat dersleriyle harmanlanmış bir aile dizisidir.
 
Feride Hanım, Türkiye’nin saygın yemek şirketlerinden olan PiştimCatring Şirketler Grubu’nun sahibidir. Azı da çoğu da görmüş olduğundan açın da tokun da halinden anlayan bir kadındır. Kocasını genç yaşında kaybettikten sonra çaresiz ve parasız kalan Feride Hanım, sırtına 2 yaşındaki oğlunu alıp yaptığı “beyran” çorbasını satarak evine ekmeğini götürmüştür. Zorlu geçen yıllarla birlikte bir kadının hayatına değmesi adeta sihirli değnek etkisi yaratmıştır Feride Hanım’ın hayatında. Feride Hanım’ın yemeklerini yiyen ve müdavimi olan bir girişimci kadın, Feride Hanım’a kendi işini kurması için aracı olur. Artık her zamankinden daha fazla çalışması gerektiğini bilen Feride Hanım aldığı desteğin hakkını vermek adına çalışmış, sonunda da küçük bir dükkandan zincirler haline gelen esnaf lokantaları olan bir şirket sahibi olmuştur. Hayatına sihirli bir değnek gibi değen girişimci kadının yardımlarını unutmamıştır hiçbir zaman ve bu sebepledir ki o da her daim başka insanların sihirli değneği olmak üzere adımlar atar.
 
Kendi aldığı terbiye ve aile bilinciyle büyütmüştür oğlunu. Kendi gibi çalışkan, zeki bir adam olur oğlu Arif. İşleri her daim daha ileriye götürür. İşler ilerlerken de ailesini kurar. Feride Hanım’ın onayı olmasa da kalbine saplanan okla Serap’la evlenir Arif. Başta tavırlı olsa da Feride Hanım ilk torununu kucağına alınca erir bütün buzlar. Ardından ikinci, üçüncü torun...
 
Feride Hanım’ın ailesi büyürken aileyi sarsan bir kaza her şeyi alt üst eder. Arif’in geçirdiği trafik kazası ölümle sonuçlanır. Canından can gider herkesin. Herkes için zor zamanlar, sancılı dönemler olur bu süreç. Kolay mı bir insanın evladını kaybetmesi? Kolay mı bir insanın babasını kaybetmesi?
 
Arif’in ölümüyle aile çil yavrusu gibi dağılır. Feride Hanım evlat acısını yaşarken, Serap kocasını kaybedince depresyona girer. O zamanlar daha yeni doğmuş olan Arda’nın bakımıyla bakıcılar ilgilenirken, Arif’in öldüğü kazada arabada yanında olan Cenk ise susar. Uzunca bir süre kimse konuşturamaz Cenk’i. Aldığı terapilerle açılır Cenk. Sallantılı geçen sürecin ardına ilk toparlanan yine Feride Hanım olur. Bunu ailesi için yapmak zorunda hisseder kendini. Oğlundan ona emanet üç torun bir de gelin kalmıştır. Onları sarıp sarmalamak, iyi birer insan olarak yetiştirmek için ömrünü adamaya karar verir. Aile demenin emek demek olduğunu bilenlerdendir Feride Hanım.
 
Cenk, Feride Hanım’ın büyük torunu, ilk göz ağrısıdır. Bir dediği iki olmayan, istediğini her daim elde etmiş olan Cenk uzun süredir Amerika’da eğitim almıştır. Feride Hanım, Cenk okulu bitirip geri döndüğünde şirketi ona devredip emekli hayatına çekilmeyi planlar. Ancak Cenk, Feride Hanım’ın ilk başlarda Amerika’ya gönderdiği çocuk değildir artık!
 
Cenk ülkeye geri döndüğünde yemek işinden çekilip tüm parayla başka yatırımlar yapmayı düşünmektedir. Aile şirketinin bir parçası olmayı istemediği gibi ailenin değerlerine karşı bir yaşam sürdürmektedir.
 
Kendi evine çıkıp, sorumluluk almadan anı yaşayan bir genç olmuştur Cenk. Yakındaki arkadaşları da onun zengin olmasından faydalanmakta, Cenk’i her geçen gün daha çok karanlığa çekmektedir. Oysa Cenk’in görünen yüzüdür bu! İçinde filiz vermeyi bekleyen bir aydınlık olan gençtir Cenk. Sert, katı, inatçı, ukala duran Cenk’in arka planında kanayan bir yarası vardır.
 
Arda’nın doğmasına bir kaç gün kala annesi Serap doğum için hastaneye yatmıştır. Hastanede annesinin yanında olmak isteyen Cenk bir süre sonra sıkılır hastanede. Oyuncağını almamıştır yanına. Feride Hanım, Arif’e Cenk’e istediği oyuncağı almasını söyler. Baba oğul tetris almak üzere çıkarlar hastaneden. Cenk istediği oyuncağa kavuşunca dünyalar onun olur. Arif ise pür dikkat doğacak bebeği için hastaneye doğru geri sürer.Bu sırada Cenk elinden oyuncağı düşer. Babasının ayağının dibindedir oyuncak. Cenk ısrarla oyuncağını almak için çabalar. Alamaz. Arif ise dikkatini bozmadan eğilip oyuncağı almak için hareketlenirken direksiyon hakimiyetini kaybedip kaza yapar ve hayatını kaybeder. Cenk ise tek bir sıyrık almadan kurtulmuştur bu kazadan!
 
Cenk babasının ölümünden kendini mesul tutarak büyümüştür. Yaptıkları kazada kendini suçlamış, içselliğinden uzaklaşmıştır. Amerika’da okumak istemesi, vatanına döndüğünde ailesinin yanında kalmak istememesinin temelinde ailesiyle yüzleşmek, geçmişini söküp atamamak vardır. Bu sebepledir ki aile şirketini satıp başka bir işe yönelmek istemesi; bu sebepledir ki babaannesiyle geçinememesi ve bu sebepledir ki kazadan sonra çocuksu yanını kaybetmesi.
 
Cenk kendini ailesinden soyutlayarak büyümüştür. Bu da onun yalnız ve bencil olmasına neden olmuştur. Oysa babaannesi Feride de Arif’in ölümünden kendisini mesul tutup, aynı acıda kavrulmaktadır! Arif’e git diyen kendisidir!
 
Melis ailenin ikinci torunu olmuştur. “Prenses” olarak sevilen ve öyle tanılan Melis, Cenk’ten bir yaş küçüktür. Özel bir üniversitedeişletme okumaktadır.  Feride Hanım, Melis’i okulu bitirince şirketinde önemli bir görevde çalıştırmayı düşünür; ancak Melis okulunu bir türlü bitirememektedir. Şirket işlerinden hiç anlamadığı gibi zeki bir kız da değildir Melis. Sosyal medya fenomeni olmayı amaçlayan, güne her kalktığında vereceği pozu ve takipçilerini düşünen, instagram ve snapchat’i  hayatının merkezi haline getirmiş biridir. Paylaştığı lüks hayatıyla kısa sürede tanınırlığını arttırmıştır. Kendisini diğer internet fenomenleriyle kıyaslar ve onlar gibi olabilmek için güne başlar.
 
Şıpsevdi olan Melis en son kalbini Efkan’a kaptırır. Görgülü, saygılı, tam bir beyefendi izlenimi veren Efkan, kızla evlenip hayatını garanti altına almak istemektedir. Feride Hanım bu ilişkiyi öğrendiğinde Efkan’ı araştırtır ve çocuğun servet avcısı olduğunu anlar. Evliliğe karşıdır.
 
Feride Hanım onlarca kişinin çalıştığı insana sözünü geçirirken Melis’e laf dinletememenin acısını yaşar. Oğlunun hatırası, oğlunun bir parçasıdır Melis. Onun göz göre göre ateşlere yürümesini istemez. Yavrusunu koruyan dişi bir aslan edasıyla dikilir Melis’in karşısına. Ancak onca kişiye söz geçiren Feride Hanım bir torununa söz geçiremez. Canını yakar bu. Büyüğe, ataya böyle davranmayı mı öğretmiştir bunca sene? Feride Hanım, torununa söz geçiremezken Melis üstelik Efkan’la evlenip konağa gelir!
 
Her şerde bir hayır aramak gereklidir derler. Öyle de olur. Bütün aile Melis’in yaptığı çılgınlığın şokunu üzerinden atmamışken Cenk duruma el koyar. Efkan’ın daha önce başka zengin bir ailenin kızıyla nişanlanıp aileyi dolandırdığını öğrenir. Kardeşinin bu konuda üzülmemesi için Efkan’a baskı kurarak evlilik sözleşmesi imzalatır. Cenk’in ailesini korumak adına attığı bu adım hiç şüphesiz Feride Hanım’ın hoşuna gider.
 
Ailenin küçüğü ve son torunu Arda’dır. Lise son öğrencisi olan Arda okulun adeta asi çocuğudur. Her kavgada önde olan, okulun belalısıdır. Sevdiği kız için okul içinde çete kurmuş bir çocuktur. Kız ise Arda’yı uyuşturucuya alıştıran ve Arda’nın geleceğini karartan bir kızdır. Ancak kızında Arda’ya aşık olup, düştükleri durumdan kurtulmak için çırpınmaya başlamalarıyla efsanevi bir aşkın doğuşu gerçekleşecektir. Hatta kız arkadaşı Ceyda, Arda’yı kendisinden uzak tutup, temiz kalmasını sağlamak için polise gidip teslim olmayı bile göze alır!
 
Feride Hanım’ın “kıymetlim” dediği torunudur Arda. Henüz küçük bir bebekken babasız kalıp, babasını hiç hatırlamadığı için ayrı bir sever Arda’yı Feride hanım. Saçından öper “Arif kokuyor” diye teselli eder kendini. Feride Hanım’ın aşırı sevgisi ilk defa kör eder gözlerini. Arda’nın nasıl bir uçuruma yuvarlandığını fark etmez. Ama Cenk öyle değildir. İlk defa Feride hanım elini taşın altına koymadan ailesi için bir şeyler yapar. Arda’nın davranışlarından şüphelenir ve kardeşinin içine düştüğü pislikten korunması için çabalar. Feride Hanım, zaman içindeki Cenk’teki değişimi gördükçe vakti geldiğinde ailesini emanet edebileceği birinin verdiği huzuru yaşamaya başlar.
 
Feride Hanım’ın gelini Serap ise eşi Arif öldükten sonra içe kapanmış ve bir daha toparlayamamıştır. İntihara meyilli, depresif bir kadın olmuştur. Feride Hanım Serap’ın toparlaması için en iyi doktorlardan randevular almış, kadınla adeta kendi öz kızı gibi ilgilenmiştir. Oysa Serap’ın atlatamadığı durum kocasının ölümünden Feride Hanım’ı mesul tutmasıdır. Arif’e hastanedeyken git diyen Feride Hanım’dır. Eğer Arif gitmeseydi yaşayacaktı diye düşünür. Bu durum Feride Hanım’ı vicdanen zorlarken Serap’ın da kanayan yaraya tuz basması ikili arasındaki ilişkiyi gün be gün zora sokmaktadır.
 
Feride Hanım canlarım dediği ailesinin gerçekte kim olduğundan habersiz bir şekilde onlarla ilgilenirken gerçeklerin gün yüzüne birer birer çıkması Feride Hanım’ı “ben nerede yanlış yaptım” demesine neden olur. Ailesini gelecek nesillere bırakacağı bir miras olarak gören Feride Hanım ailesini aslında hiç tanımadığını fark eder. Üstelik aile üyelerinin şirketi satıp gelecek parayla başka işler yapma hevesinde olduğunu öğrenince yıkılır!
 
Feride Hanım ne zaman çaresizliğe düşse, ne zaman sıkıntıya düşse eski günlere gitmeyi seçer. Ne olduğunu, kim olduğunu hep hatırlamak ister. Ailesinin gerçek yüzüyle yüzleştikten sonra ne yapacağı konusunda çaresiz kalır. Nereden geldiğini unutmaması gerektiğine inanır. Eğer unutursa asıl o zaman yok olup gidecektir! Feride Hanım eski günlerdeki gibi sokakta satıcılık yapar.
 
Varlık içinde yok olan bir aile mi, yokluk içinde var olan bir aile mi?
 
Yirmili yaşların başında, son derece güzel, zeki, saygılı ve önemli bir tekstilcinin kızıdır Azra. Amerika da aşçılık eğitimi almaktadır. Babasının onu çağırmasıyla yurda döner. Üvey annesi Sumru, üvey kardeşi Cansu, müzik dehası olan otizmli kardeşi Mert ve babası ile birlikte yaşarlar. Ancak her şey tek bir gecede yerle bir olur. Eve gelen bir haber her şeyi yerle bir eder.Azra’nın babası bir yangında ölmüştür!
 
Azra babasını kaybettiği sırada iflas ettiklerini öğrenir. Üvey annesi Sumru ise hayat sigortasından kalan parayı Azra ve Mert’ten gizleyerek kendisine yeni bir hayat kurar.
 
Azra, otizmli kardeşi Mert ile birlikte hayata tutunma çabasına girer. Ancak bu yolda zorluklarla karşılaşır. Ne yapacağını şaşıran Azra kardeşiyle birlikte ölmeyi bile düşünür ama yapamaz. Ne olursa olsun yaşamalı, hayata tutunmalıdır! Kardeşinin eğitimine devam edebilmesi için kolları sıvar. Çalışması gereklidir ve aldığı eğitim dahilinde iş arar. İstanbul’daki restoranlarda kendisine fırsat kollar. En son gidip görüştüğü yerde Feride Hanım’ın catring şirketine bağlı olan Piştim Restorant’dır. Oradaki müdür Azra’nın Türk mutfağına hakim olmamasından ötürü kızı geri çevirir. Azra üzgün oradan giderken bir umut telefon numarasını bırakır.
 
Azra bütün İstanbul’da çalınmadık kapı bırakmaz. En sonunda arkadaşı neden kendi işini yapmıyorsun diyerek fikir atar ve halk pazarının olduğu yerlerde yiyecek satabileceğini söyler. Azra heyecanlanır bu fikre. Amerika da öğrendiği “cinnamonroll” yapar. Amerika da çok tüketilen bu tarçınlı çöreğin insanlara farklı geleceğini düşünüp hazırlanır ama umduğu gibi olmaz. Hiç bir tane satamaz. En sonunda karşı tezgâhında nohut pilav satışı yapan adam “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak seninkisi” der Azra’ya. Azra hak verir. Bu başarısız girişiminden sonra annesinin tarif defterini çıkartır ve “anne poğaçası” adını verdiği poğaçaları hazırlar ve Pazar yerinde satmaya koyulur. Ancak hesaba katmadığı Mert’in o evde yokken arkadaşının evinden çıkıp kaybolacağıdır! Onu bulmak için her yolu dener Azra ve tek dediği “ne olursa olsun yaşa, ben seni bulucam” olur. Çaresizlik ve parasızlık içinde sokaklarda kardeşini bulma umuduyla satış yapmaya devam eder. Adeta sokak sokak geziyordur!
 
Feride Hanım dağılmış ailesini nasıl bir arada tutup, hizaya getireceğini düşünmek için eski günlere dönüp, iş hayatına başladığı ilk güne döner. O da Azra gibi satış yapar. Bu sırada oğlunun hayalini görür Feride Hanım ve bir hayalin peşine giderken yuvarlanır merdivenlerden ve Azra’nın onu bulmasıyla hayatları kesişir.
 
Kısa süreli hafızasını kaybeden Feride Hanım’a kucak açan, sahiplenen, bir dediğini iki etmeyen Azra olur. Feride Hanım’ın kim olduğunu bilmeden, samimiyetle ilgilenir kadınla. Elinde olan son parasıyla kadının hastane masraflarını beklentisiz bir şekilde karşılar. Kadının toparlayıp, sıhhatine kavuşması için ilaçlarını alır. Tek göz tutup başını soktuğu eve düşen tanrı misafirine elinden geldiğince iyi bakar. Feride Hanım’ın iyileşip kuvvetine kavuşması için kadının sevdiği yiyeceklerden alır. Olmayan parasını kadına harcar. Severek, içtenlikle yapar bunu. Bir yandan da eğitimini aldığı aşçılık üzerine iş arar. Feride Hanım’ın şirketiyle görüşecektir ancak görüşmeye Feride Hanım yüzünden gidemez. Feride Hanım kısa süre içinde sağlığına kavuşur ama bunu Azra’ya belli etmez. Aklına bir fikir gelir ve bu fikri hayata geçirebilmek için Azra’nın doğru insan olup olmadığını ölçüp tartmaya başlamaya karar verir.
 
Başlarda tatlı, sevimli bir ihtiyarken çekilmez, huysuz bir kadına dönüşür Feride Hanım. Amacı Azra’nın sabrını zorlamak, baskı altında nasıl bir insan olduğunu gözlemleyebilmektir. Azra’nın iş görüşmesine gitmesini engeller, kızın elindeki son parasına kadar harcatır, kıza ters davranır ama asla Azra’dan ters bir hareket görmez. Kızın hiç tanımadığı birine olan bu davranışı  etkiler Feride Hanım’ı. Kendi ailesi, canı, kanı kadına etmediğini bırakmamışken hiç tanımadığı bir kızın ona yaptıklarına şaşırır. Hoşuna da gider. En sonunda ailesine ders verme yolundaki amacında Azra’nın doğru insan olduğuna inanır!
 
Ailesini nasıl hizaya getireceğini düşünen Feride Hanım bunun yolunun mirasıyla olacağıyla inanır. Akıllı, dürüst, zeki ve iyi bir insan olan Azra’ya tüm mirasını bırakmaya karar verir!
 
Azra, Feride Hanım’ın zengin bir kadın olduğunu öğrenince şok olur. Üstelik Feride Hanım, Azra’nın artık kendisiyle birlikte konakta yaşamasını ister. Neye uğradığını şaşıran Azra bu teklifi kabul etmez. Ancak Feride Hanım Azra’nın hayatına sihirli bir değnek gibi değmeye kararlıdır. Azra onunla birlikte konakta yaşarsa eğer kardeşi Mert’i bulma sözü verir! Gerekirse taş taş üstünde bırakmayacaktır! Azra, Mert’e kavuşma ümidiyle Feride Hanım’ın bu teklifini kabul eder.
 
Feride Hanım’ın tek planı Azra’yı konağa almak değildir. Ailesine bir ders vermek adına bütün mirasını bu kıza bırakmaktır.  Ancak bu durum kan bağı dahi olmayan birine mirasını bırakarak Azra’yı tüm ailenin hedefi haline getirmiştir!
 
Dünya küçük... tesadüfler büyük...
 
Azra, Amerika’dan dönerken uçakta el bagajını adının sonradan Cenk olduğunu öğrendiği biriyle karıştırmıştır. Bir kaç başarısız buluşma talebi ardına bir türlü çantaları değiştirememişlerdir. Bu durum ikili arasında gerilime sebep olur. Azra ve Cenk birbirine bu denli zıt bir noktadayken Feride Hanım’ın Azra’yı eve almasıyla ikili karşı karşıya gelir. İtiş kakışla başlayan bu ilişki zaman içinde Azra’nın insanlığı ve iyiliğiyle büyük bir aşka dönüşecek olsa da bu aşk çeşitli sınavlardan geçecektir.
 
İki arkadaş...
 
Azra, Amerika’dan döndükten Cenk ile karışan bavulunu değiştirmek için Cenk’in arkadaşı Tarık’ın restoranına gider. Bavulunu değiştiremese de hayatına Tarık’ı katar. Zaman içinde Azra için son derece güvenilir, içten, samimi bir dost olacaktır Tarık.
 
Tarık, Feride Hanım’ın şirketinde Ceo’luk yapan Azmi Bey’in oğludur. Feride hanım işleri büyüttükten sonra oğlu Arif ve Azmi ile şirketi bugünlere getirmiştir. Geleneksel yapıda kalan şirket büyürken Azmi şirketi daha da büyütmek ister. Ancak bu Feride Hanım’ın dünyasında olan bir yapı değildir. Karşı çıkar. Azmi bey de kendisine söyleneni yapar. Ancak günün birinde büyük emekler verdiği bu şirketi hayalini kurduğu şekilde yönetmek ve hatta şirketin sahibi olabilmek için planlar yapar.
 
 
Cenk’e değen sihirli değnek!
 
Amerika’dan döndükten sonra hiç bir sorumluk almayan, aile şirketini satıp kendine yol çizmek isteyen Cenk’in hayatı Azra ile birlikte değişmeye başlar. Azra’nın kardeşi için verdiği mücadele ile Cenk’in kardeşlerine olan hassasiyeti artar. Kardeşlerinin hayatına müdahalesi Azra ile başlar.
 
Azra bir sihirli değnek gibi Cenk’in hayatına değse de Feride Hanım’ın Azra’yı koruyup kollaması, Azra’yı eve alması ve mirasını ona bırakacağını söylemesi Cenk ve Azra’nın didişmesine, birbirlerinden hoşlanmalarına rağmen bunu dile getirememesine sebep olur.
 
İkilinin birbirine olan kırılmaları ortak bir acıda birleşmesiyle olur. İkisi de babasını kaybetmiştir. Cenk ilk defa birine babasından ve onun ölümünden dolayı kendisini suçladığını itiraf eder. Bu itiraf Cenk’in dönüşümünün de başlangıcı olacak ilk adımdır.
 
 
Her şey bir oyun!
 
Şirketin Ceo’su Azmi bey şirketi ele geçirmeyi arzulamaktadır. Bunun içinde sinsi bir planı devreye sokmuştur. Cenk’in Amerika’da okumasını, Melis’in Efkan ile tanışmasını ve Arda’nın uyuşturucuya başlamasına vesile olur. Böylelikle ailede şirketle ilgilenecek kimse kalmayacak, söz sahibi olabilecektir.
 
Ancak Azmi Bey’in bu planı Cenk’in değişimiyle son bulacaktır. Başta kardeşlerinin hayatına el koyan Cenk bir süre sonra da Feride Hanım’ın arzuladığı gibi şirket işleriyle yakından ilgilenecek ve ilerinde yaşayan düşmanla büyük bir mücadeleye girecektir.
 
ELİMİ BIRAKMA…
 
Elimi Bırakma ; toplumun temel yapı taşı olan ailenin önemini vurgularken, bir arada olabilmenin emek gerektirdiğini, ailenin verilen emekler sonucu bir arada kök salacağını gösteren bir aile dramasıdır

son yüklenenler