Salı 23.00

Mehmed: Fetihler Sultanı Bölümleri

71. Bölüm
71. Bölüm

Sultan Mehmed, Sofya’daki Osmanlı karargâhında topladığı divanda seferin yönünü değiştiren sırrı açıklar. Herkes ordunun Bosna üzerine yürüyeceğini düşünürken, Mehmed hedefin Macar diyarı olduğunu ilan eder. “Sırla yürüyen devlet” anlayışıyla şekillenen bu karar hem Osmanlı ordusunda hem Avrupa cephelerinde dengeleri sarsacaktır. Şehzade Beyazıd, düşman sarayında yürüttüğü zorlu görevle yalnızca diplomatik bir mesaj taşımakla kalmaz; ortaya koyduğu kanıtlar karşı cephede beklenmedik bir çözülmeye yol açar. Ancak bu tehlikeli vazife, baba ile oğul arasındaki görünmez mesafeyi de derinleştirir. Devlet için verilen kararların bedeli ne olacaktır? Cephede Sadrazam İshak Paşa, imkânsız denilen Drine Kalesi’ni ele geçirerek Osmanlı ordusuna büyük bir moral kazandırır. Fakat kazanılan bu başarı, karanlık bir intikam hamlesiyle gölgelenir; geçmişten gelen bağlar ölümcül bir hesaplaşmaya dönüşür. Avrupa cephesinde geri çekilme kararları ve taht hesapları yeni bir güç mücadelesi başlatır. Macar Kralı Mattias’ın emrine rağmen komutan Gabor ülkesine dönmeyi reddeder. Vlad ve Nador’un planıyla Kraliçe Katerina ile evlenerek Bosna tahtını ele geçirmeyi hedefler. Katerina bu evliliği kabul edecek midir? Komutan Gabor’un Osmanlı’ya karşı sonuna kadar savaşma kararı, dengeleri değiştirecek kadar büyük bir çatışmaya yol açabilir mi? Aile içinde kırgınlıkların büyüdüğü, cephede fedakârlığın sınandığı bu bölümde Sultan Mehmed, hem hükümdar hem baba olarak ağır bir sınav verir. Seferin kaderini belirleyecek bu hamleler zaferi mi getirecek, yoksa daha büyük bir fırtınanın habercisi mi olacak?

70. Bölüm
70. Bölüm

Fatih Sultan Mehmed, Divan-ı Hümayun’u toplar ve yeni Kızılelma’nın Bosna olduğunu ilan eder. Ancak bu karar, görünen bir sefer fermanından çok daha fazlasıdır. Bosna yalnızca bir kapıdır. O kapının ardında ise Orta Avrupa’nın en kudretli akıllarından biri durmaktadır: Matthias Corvinus. Mehmed bilir ki Bosna’ya yürümek demek, yalnızca bir toprak parçasını hedef almak değildir. Asıl mesele, “kurt gibi zeki” dediği bu kralın hamlelerini boşa çıkarmaktır. Ve bu kez çözüm kılıçta değil, kelimelerdedir. Sarayda dengeleri sarsan karar gelir. Elçi olarak Şehzade Bayezid gönderilecektir. Bu yalnızca bir diplomasi vazifesi değildir; bir şehzadenin devlet aklıyla sınanacağı, rüştünü ispat edeceği bir eşiktir. İshak Paşa içinse bu karar, ince bir siyaset hamlesinden ziyade, karanlık bir yolculuğun başlangıcıdır. Ona göre bu görev, genç şehzade için açık bir tehlikedir. Devlet aklı ile baba şefkati arasında sıkışan saray erkânı, suskun bir fırtınanın içindedir. “Aklın kılıcın, sözün kalkanın olacak.” Bu cümle, bir nasihatten öte bir kader işaretidir. Ancak sarayda herkes kaderi beklemez…İshak Paşa, şehzadenin dönüşünden emin değildir. Onu korumak için devlet nizamını zorlayacak bir planın içine sürüklenir. Gizli hamleler, geciken emirler, değişen güzergâhlar… Fakat Osmanlı sarayında hiçbir sır uzun süre gölgede kalmaz. Öte yanda, pusuda bekleyen iki isim vardır: Vlad III ve Gabor. Osmanlı’nın hazırlıklarını sezmiş gibidirler. Savaş daha başlamadan, gücü kökünden kırmayı hedeflerler. Niş’te dökülen toplar, imparatorluğun yeni kudret nişanesidir. Yanlış bir ateş, bütün orduyu karanlığa sürükleyebilir. Tek bir kıvılcım, bir ordunun kaderini değiştirebilir. Vlad ve Gabor’un planı nedir? Balkanlar’da ise rüzgâr tersine dönmektedir. Küçük prenslikler, iki büyük güç arasında kalmıştır. Kimi korkuyla, kimi hırsla taraf seçmeye zorlanır. Mehmed’in cevabı gecikmez; gölgesine sığınanla gölgesinden kaçanı ayırmakta tereddüt etmez. Ve hikâye dar bir vadide düğümlenir… Genç bir şehzade, karşısında disiplinli bir Macar ordusu ve belki de görünenden daha derin bir hesapla yüz yüzedir. Diplomasi için uzanan el mi ağır basacak, yoksa tarihin dili bir kez daha çelikle mi yazılacak?

65. Bölüm
65. Bölüm

Payitahtta yaşanan bir mali düzensizlik, Harem-i Hümayun’da uzun süredir korunan dengeleri sarsar. Gülşah Hatun’un aldığı inisiyatif, niyet ile yöntem arasındaki farkı gündeme getirirken Sultan Mehmed için mesele şahsi değil, devlet nizamıdır. Bu durum, saray içindeki görev dağılımlarını ve güven ilişkilerini yeniden şekillendirir. Bosna Kralı Stefan’ın üvey kızı Prenses Rose (Çiçek Hatun), Bogomil halkının yaşadıklarını anlatmak üzere payitahta gelir. Rose’un sözleri, Bosna’daki güç mücadelesinin perde arkasını işaret ederken Sultan Mehmed’i hem vicdani hem de siyasi bir kararın eşiğine getirir. Mehmed, bu çağrıya nasıl karşılık verecek? Stefan’ın Bogomiller üzerinden kurduğu plan bozulacak mı? Yeni ocak ağası Hüseyin Ağa’nın sert ve baskıcı yönetimi, yeniçeri ocağında ciddi bir huzursuzluğa yol açar. Falaka ve zorbalıkla sağlanmak istenen disiplin karşısında yeniçeriler bu durumu sineye mi çekecek, yoksa memnuniyetsizliklerini açıkça dile mi getirecekler? Ocakta homurdanmalar artarken, düzenin ne kadar sürdürülebileceği tartışma konusu hâline gelir. Eski askerlerini korumak isteyen Kurtçu Doğan’ın müdahalesi, Sadrazam Mahmud Paşa’nın da dâhil olduğu daha büyük ve tehlikeli bir hesaplaşmanın fitilini ateşler. Bu gerilim kontrol altına alınabilecek mi? Ocakta güç dengesi kimden yana olacak? Öte yanda Sultan Mehmed, Vlad’ın sadakatini sınarken, Vlad ile Stefan arasındaki hassas denge tehlikeli bir noktaya sürüklenir. Radu’nun tutumu ise tüm hesapları altüst edebilecek bir mesele hâline gelir. Bu oyun kimin lehine sonuçlanacak?

64. Bölüm
64. Bölüm

Şahabeddin Paşa’nın şehadeti sarayda ve orduda büyük bir sarsıntı yaratırken Sultan Mehmed, lalasının intikamını almak için “taş üstünde taş, baş üstünde baş” bırakmayacağına dair ant içer. Kalbinde yanan ateş artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Sultan Mehmed’in yeni hamlesi ne olacaktır? Yüreğinde yanan ateş hangi karanlık yolları aydınlatacaktır? Bosna’da kurulan kanlı planlar Balkanlar’ı yeni bir fırtınanın eşiğine getirir. Suç, masumların üzerine yıkılırken, kralların ve papalığın hesapları uğruna büyük bedeller ödenecek gibidir. Vlad ise bu karanlık oyunda kendi payını almak için beklenmedik bir hamle yapar. Papa’ya verilen sözler ve krallıkların hesapları, Balkanlar’ı nasıl bir felakete sürükleyecektir? Vlad’ın öfkesi, bu oyunu bambaşka bir yöne mi çevirecektir? Payitahtta boşalan makamlar, sadece yeni atamaları değil, derin bir güç mücadelesini de beraberinde getirir. Aynı ocağın evlatları artık farklı saflarda dururken, saray içindeki gerilim gün yüzüne çıkar. Bosna yollarına düşen akıncılar, ihanetle örülmüş bir pusuya doğru ilerlerken mazlum bir köy, büyük hesaplaşmaların ortasında kalır. Ancak kader, karanlık planların tam ortasında hiç beklenmeyen bir direnişi doğurur. İntikam kılıcı kimin elinde yükselecektir? Tüm bu yaşananların ardından Sultan Mehmed, düşmanlarının kurduğu oyunları kendi lehine çeviren keskin zekâsını bir kez daha ortaya koyar. Onun nazarında ihanet bile artık hizmetkârdır.

62. Bölüm
62. Bölüm

Osmanlı ordusu Karadeniz’in kilit kapılarından birine doğru ilerlerken, şehir surlarının ardında yalnızca taş ve demir değil; ihanet, hırs ve kanla örülü hesaplar da beklemektedir. Bir yanda farklı cephelerden eş zamanlı ilerleyen Osmanlı kuvvetleri, diğer yanda şehir içinde kurulan ölümcül tuzaklar… Sokak sokak, kapı kapı ilerleyen bu mücadelede hiçbir zafer kolay kazanılmayacaktır. Şehzadeler, paşalar ve akıncılar, dar sokaklarda beklenmedik direnişlerle karşılaşırken; kişisel hesaplar, intikam duyguları ve geçmişten gelen düşmanlıklar savaşın seyrini değiştirmeye başlar. Şehir düştü sanılırken, asıl mücadelenin surların içinde başladığı anlaşılır. Sultan Mehmed, ordusunun kader anında tarihe geçecek bir karar alır ve savaşın merkezine doğru ilerler. Bu hamle, yalnızca bir askeri hareket değil; devlet aklının, cesaretin ve kaderin yeniden yazıldığı bir dönüm noktasıdır. Öte yandan entrikalar yalnızca savaş alanıyla sınırlı değildir. Kaçış planları, gizli geçitler, zindanlar ve karanlık ittifaklar, imparatorluklar arası hesaplaşmayı daha da derinleştirir. Uzak coğrafyalara uzanan bu satranç oyununda, herkesin bir planı vardır… Ama kimin kimi beklediği bilinmez. Şehrin fethine giden yolda; kılıçlar kadar akıl, sadakat kadar ihanet, cesaret kadar korku da sınanacaktır. Tarih, bir kez daha sadece kazananları değil, beklenmeyen yüzleşmeleri de yazacaktır.

61. Bölüm
61. Bölüm

Pontus surlarının çöktüğü noktadan içeri sızan Akıncılar, Draven’ın kurduğu kanlı tuzağa karşı kahramanca direnmeye çalışır. Bu haber Mehmed’e ulaştığında, yaşananların askerî bir hatadan değil, içlerindeki hainin hamlesinden kaynaklandığını anlar. Akıncı Mustafa’nın Pontus’tan getirdiği malumatlarla Mehmed şüphesini Vlad Tepeş’e yöneltir. Vlad’ın zihnini karartan “Vlaciu” fısıltıları ise Bayezid’i bile tedirgin eder. Bu sırada Pontus’un megadükü Yorgo, Mehmed’e gizli bir vaatte bulunur: “Bir gün içinde kapıyı açacağım ve İmparator’u teslim edeceğim.” Ancak Draven, Yorgo’nun niyetini sezer ve onu adım adım takip eder. Yorgo ağır bir saldırıya uğrar; kapıyı açıp açamadığı ise bilinmezliğe gömülür. Vaat edilen saat geldiğinde karargâhta herkes gözünü sur kapılarına diker. Ne bir işaret vardır ne de Yorgo’dan bir haber…Kapılar açılacak mı, yoksa Yorgo çoktan susturuldu mu? Bu belirsizliğin içinde Mehmed kararını verir. Şahi topları Notia surlarına ateş açar; her gürleyişte taşlar yerinden sökülür. Açılan gedikten Yeniçeriler, lağımcılar ve akıncılar hızla şehrin içine ilerler. Tam o anda Eren’in rüyasında Ulubatlı Hasan’dan aldığı emanet gerçeğe dönüşür. Yaralı halde burçlara tırmanır ve ok yağmurunun altında üç hilalli sancağı diker. Sancağın dalgalanmasıyla şehir susar; Pontus’un kaderi kesinleşir. Ancak gölgelerde başka bir hesap vardır. Mehmed’le son konuşmasının ardından karargâhtan ayrılan Vlad Tepeş, karanlığın içinde fısıldar: “Mehmed içindeki Fatih’i öldüremedi… Bunu onun yerine ben yapacağım.”

123
...
6